|
webhosting |
| EDEBİYATIMIZDA "MİLLİYETÇİLİK ve HALKÇILIK" ÜLKÜSÜ |
Nasıl Sevmem Bu Dünya'yı? |
|
|
Şemsettin SAYÜ |
||
|
Türk Milliyetçiliğini ilk defa inanç ve ülkü birliği olarak ele alan ve bu inancın ideolojisini de yapmış bulunan Ziya Gökalp, bugün de yepyeni ve tertemiz bir cephesi ile abide gibi karşımızda durmaktadır. Bir an için o günlere yeniden dönelim. Tanzimat devrinden bu yana, Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler, fikir ve ülkü olarak "Osmanlı Ülkesi"nde, (hürriyet, adalet, kardeşlik ve müsavat) sağlayacak olan Kanuni Esasi'nin uygulanması amacını gütmüşlerdi. Namık Kemal Hürriyet Kasidesinde, Tevfik Fikret "Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa," "Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır." ?.. "Ey hak, yaşa. Ey sevgili millet, varol." diye "Millet Şarkısı"nda hep bu özlemi çekmişlerdi. O gün gelmiş, "Hürriyetin İlanı" yapılmıştı. Bir bayram havasında Türkiye (Osmanlı Ülkesi) sevinçli ve mutlu günlerin geldiğini sanıyordu. Eşkıya dağdan inmiş, silahını bırakmış, Doğuda Abdülhamid'in "istibdat idaresi"ne isyan etmiş bulunan kabileler, haber göndererek bir davalarının artık kalmadığını bildirmişlerdi. Bu, medeniyet müjdesini "Düveli Muazzama"ya vermenin zamanı gelmişti nihayet. Tam bu sıralarda onlar da bir masaya oturmuş, bizim taksim işimizi müzakere ediyorlardı. Müjde bir şok etkisi yaptı. Fakat sonra daha da hiddetlendiler, vakit geçirmeden başka planlar yaptılar. Kapitülasyon imtiyazlarını kullanıp, mali ve iktisadi yönden, azınlıkların bağımsızlık emellerini körükleyip siyasi yönden bunaltmaya başladılar bizi. Bulgarlar hemen bağımsızlıklarını ilan eder, Girid'i Yunanlılar alır, Bosna-Hersek'i Avusturya-Macarlar alır, Arnavutlar isyan eder ve daha bilmem kimler ve bilmem nereler elden gider. Hele bir "31 Mart vakası" olur ki, "hürriyetçiler"i tamamen düş gördüklerine inandırır. Yazarlarımız, fikir adamlarımız, devlet adamlarımız, subaylarımız, din adamlarımız yeniden başlarlar "Bu memleket, bu millet, bu vatan, bu din nasıl kurtulur?" diye çareler aramaya. İkinci Meşrutiyet Dönemi adı verilen bu günlerin fikir, kanaat ve idealleri "İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük, Serbest Teşebbüsçü (Mesleki İçtimai) Devrimcilik" etrafında toplanır. Bu fikir akımları "Devleti Kurtarma" işiyle haşır neşir oldukları için, birer siyasi fikir akımı niteliğindedir. Milletimizi, halkımızı düşünme işi geri planda ve dolayısı ile olduğundan, fikirler parlaktı ama, sosyal ve halkçı değildi. Yalnız İslamcı ve Türkçü akım ötekilere bakarak daha halkçı sayılır. Genellikle "Sebilürreşad" dergisinde Şair Mehmet Akif, Şemsettin Günaltay, Sadrazam Sait Halim Paşa gibi yazarların "İslamcılık" düşüncelerini (Osmanlı Devletinin çökmesi, islam dininin bugünkü bozulmuş halinden dolayıdır. Aslında islamiyet yeniliğe, teknik ilerlemeye ve bilim çalışmalarına engel olmayan temellere oturmuştur.Öyle olmasaydı, "vahşet ve bedeviyetten medeni bir kavim" doğar da bütün dünyaya ilim ve medeniyet saçabilir miydi? Zamanla "İlmiye sınıfı" islamın bu ilme açık tarafından uzaklaştılar. Dinimizi hurafelerle, irtica ile doldurdular. Onun için islam dinini kurtarmak lazım.) Ana fikri etrafında savunuyorlardı. Mehmet Akif bir çeşit islamcı milliyetçiliğin ülküsünü edebiyatımıza ve düşünce dünyamıza getirmiştir. Akif'e göre, bizim de bir medeniyetimiz vardır. Bizdeki ahlak ve maneviyat Batının toplum hayatında yoktur, hatta onlarda bir ahlak buhranı vardır. Onlar bilim ve teknolojide İleridir, bu taraflarını alırsak yeter. Gerisi islam dininin ahlakı, maneviyatı, ilericiliği ve beşeriliğinde mündemiçtir. Gelenekçi ve Doğucu bir savunma ile Japonlarla Rusları bize örnek gösterir "Siz gidin saffeti islamı Japonlarda görün." "Medeniyet girebilmiş, yalnız fennile..." "Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan." "Garbın eşyası, eğer kıymeti haizse yürür." "Moda şeklinde gelen seyyie, gümrükte çürür.".. "O benim ebedi hasmım olan Rusya bile," "Hakkı teslim eselim hiç te değildir böyle." "Mütefenninleri ta keşfe değer tırmanıyor," "Edebiyaı anıldıkça zemin çalkalanıyor." "Kontrat akt ederek Rusya'dan on onbeş edip getirir, yazdırım millet için bir çok eser."... "Dini taklit, adetleri taklit, kıyafeti taklit, selamı taklit, kelamı taklit, hülasa herşeyi taklit... Bu milletin fertleri de insan taklidi demektir ki, kabil değil gerçek bir sosyal topluluk vücuda getiremez, binaenaleyh yaşayamaz." Mehmet Akif edebiyatımıza "manzum hikayeleri" ile sosyal hayatımızın çürümüş, uyuşmuş, ahlak ve faziletten yoksun taraflarını getirirken, bunları hep dinimizin zayıflamasına bağlar. Onun birlik ve beraberlik ülküsü, müslümanlık imanı, onun milliyetçiliği, maneviyat birliğidir. Onun halkçılığı saf, temiz ve erkekçedir. Geri kalışımızın sebeplerini, halkımızın tembelleşmesine, miskinleşmesine, tevekkülüne, atalet içinde bulunmasına bağlar. Halkımızı bu hale getirenleri suçlar. Dinimizi bu hale getirenleri, halkla ilgilenmeyen aydınları, halkımıza birlik olmayı, çalışmayı telkin edecekleri yerde kendi zevklerini düşünen yöneticileri tenkit eder. "Süleymaniye Kürsüsü"nden seslenirken şairlerimizi, fikir adamlarımızı, devlet adamlarımızı açıkça suçlar. "Türkçülük" akımı, Yusuf Akçora, Ahmet Ağaoğlu gibi Çarlık Rusya sınırlarında kalan Türk topluluklarından Türkiye'ye göçmüş ırkdaşlarımızın getirdiği bir akımdır. "Türk Yurdu" Yusuf Akçora'nın "Anayurd"tan, Göktürklerden, Oğuz Destanından, Ergenekondan ve bir "Orta Asya Türk Medeniyetinden" yazılarla doludur. Ziya Gökalp, bu dergiye yazmadan önce, Selanik'te "Genç Kalemler" dergisinde, Ömer Seyfettin ve Ali Canip'le birlikte "Yeni Lisan" ve "Yeni Hayat" akımını edebiyatımıza getirmişti.
"Türklüğün vicdanı bir, Dini bir, vatanı bir, Fakat hepsi ayrılır Olmazsa lisanı bir"
Ziya Gökalp "Türkiye - Osmanlı Devleti"ni yöneten parti, İttihat ve Terakki'nin "merkezi umumi azası" idi. Partinini siyasi ideolojisini yapmak işi bir kaçınılmaz ödev olmuştu onun için. Başından sonuna kadarki çalışmaları, bu ideolojiyi arama, bulma çabası ile geçmiştir.
"Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir, Turan"
|
Nasıl sevmem bu dünyayı İnsan eli değmiş heryere Evlere Caddelere Makinelere Nasıl sevmem bu dünyayı İnsan doğmuşum birkere
Orhon M. ARIBURNU
PAST PRESENT
görmez duymaz gülmezdim tanımadan seni
gördüm duydum güldüm tanıyınca seni
görmez duymaz gülmez oldum kaybedince seni
Ahmet ALPERGİN
BÜYÜK SOĞUKLAR
Çivilenen günlerde başıboş bırakılmıştı ayaklar Sokakların yılgınlığına bir karartı bulaşmış Kıvranır büyümence köklü ağaçlar Tutmamıştır zamanı saçları kırlaşmış.
Ölçsem uzunluğunu bir gece yarısının Sevince bir deniz kuşunu toprak sancısının Eskimiş gözleriyle gerçeği yalanlayan Peşinde, dönüşüme boyanmış bir isyan fışkırıyor.
Çetin BOĞA
Bu mısralardaki fikirlerle ülküsünü, ideolojisini bulduğunu sanmıştı. Balkan Harbi Yenilgisi'ne kadar, Türkçülüğü ve gerçek milliyetçiliği pek benimseyen olmuyordu. Bu yenilgi ilk defa Türkçülerle İslamcıları birleştirdi. Mehmet Akif'le Ziya Gökalp, "tesanütçülük mefküresi"nde birleştiler. Milliyetçilik gerçek anlamda başlamış oldu. Türk Ocaklarının başkanı Hamdullah Suphi, aslında "sanat sanat içindir" diyen "Serveti Fünun"culardan olduğu halde, edebiyatımıza "halk için" ve "halka doğru" akımını getiren Mehmet Akif, Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'in milliyetçiliğinin bir numaralı savunucusu kesilir. Rusya'da "narodnik" denen bu halkçılık akımı, bolşeviklerin iktidara gelmesine zemin hazırlamış, Komünist liderlerin fırsatlardan istifade yollarından en önemlisi olmuştur. İttihat ve Terakki Partisi de, iyi niyetli olmasına rağmen muhteris ve toy liderlerinin kurbanı olmaları bir tarafa bu "İslamcı, Halkçı, milliyetçilikten" büyük çapta istifade etmiştir. Türkçülük akımı aydınlara, subaylara ülkü olmuştu. Halkın Türkçülükten pek haberi yoktu ama, islamcılık akımından haberliydi. Bir kere Şeyhülislam aynı zamanda Evkaf Nazırı olarak kabinedeydi. Padişah Halifenin manevi başı, bizim de Sultanımızdı. Yurdun en ücra köşelerinde bile camilerde toplanan halka, islamcı akımın hocaları vaazlar vermekte, harplerden, yenilgilerden, aç, perişan ve bitkin halde bulunan halkın, bu vaazlardan manevi bir şifa bulduğu görülmektedir. Arkasından da (cihadı ekber) fetvasını davullarla köylere kadar ulaştıran islamcı yöneticiler Birinci Dünya Savaşındaki modern ve teknik üstünlükteki ordulara karşı yer yer başarılarını:
"Ey bu topraklar için top- rağa düşmüş asker Gökten ecdad inerek öp- se o pak alnını değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i. Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi Sana dar gelmeyecek mak- beri kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın"
diye çağıldayan, gürüldeyen Mehmet Akif'lere,
"Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur, Sinem, özüm ateş ile do- ludur
diyen Mehmet Emin'lere, Hamdullah Suphi'lere, Ziya Gökalp'lere borçludur. (Devam edecek)
|