|
webhosting |
| GERÇEĞİN IŞIĞI ALTINDA |
İNAN Yaşadığımız dünyada her şey yalan değil Şu milyonlaca insanın hepsi de yalancı değil Seven kişi inanmak ister, inanılmak ister Bir gün aldanılmak bile o kadar acı değil
İnanmışların güller açar kalbinde her zaman Bütün korkuları avuçlarından akıp gider Bir güneş doğar ufkunda pırıl pırıl, sıcak İnanmak biraz da var olmağa benzer
Bırak da o sevemiyenler inanmasın aşka Birlikte mutluluğu yudum yudum içmek var Gel, seninle bir yola çıkalım yarın, şafakla. Kimsenin varamadığı bir yere varalım inanmakla.
Ümit YAŞAR
YOLCULUK
- Sayın Dr. Rauf Aybey'e dostluklarımla - Haydi yola çıkalım deniz, Gemiler hazır. Varsın kıyıda oynaşadursun dalgalar, Çevremizde çığlık çığlık martılar, Rüzgar bizimle beraber, Sıla içimizde, ufuklar gözlerimizde, Yolumuzun üstünde bulutlar...
Günler güvertemizde kalsın misafir; Haydı yola çıkalım deniz, Bize göre değil Bu şehir!..
Şükrü Enis REGÜ
DÖNEM ÇAĞRISI
Nereye böyle leylekler? Yaz bitti demek Göç başladı Güney'e!
Kim haber saldı Köye, Kent'e? Nasıl buluştunuz Gün kavuşurken, yücede?
Nereye böyle leylekler? Özleminiz mi var? Susuyorsunuz, Havada dönüyor, dönüyorsunuz Yola çıkmadan önce!
Nedim ÇAPMAN
|
|
|
Geçen ay Mardin'li üç çocuk İstanbul'a geldi. Nereden duymuşlarsa "İstanbul'un taşı toprağı altın" diye... Onlar da çalışacaklar, kazanacaklar ve insanca yaşayacaklardı sözde. Oysa ki, Kürtçe'den başka dil bilmiyorlardı. Bilmiyorlardı belki de, Türkiye'de Türkçe konuşulduğunu. Karaya vurmuş balık örneği ortalıkta kalmışlar, sonra da, kentlerine dönebilmek için polise sığınmışlar. Mardin'li üç çocuğun serüvenini gazeteler yazdılar. Resimlerini de bastılar. Fıkra yazarlarına da konu oldu. Sonra, fırsat bu fırsat denildi ve memleket sorunları bir kez daha ortaya atıldı. Milliyet'te yılların yazar rekortmeni Ulunay, yazısına BİR SKANDAL başlığını koydu. "Böyle bir skandal ne görülmüş, ne de işitilmiştir" dedi. Üstelik bütün suçu Milli Eğitim Bakanlığı'na yükledi. Şimdiye değin gelmiş geçmiş hakanlara çattı durdu. "Ben Milli Eğitim Bakanı olsam" dedi yazısında, "Bakanlık koltuğuna oturur oturmaz, ilk yapacağım iş, Doğu Bölgelerimize ana dilimizi öğretmektir." Bugüne dek ne öğütler dinlemişiz, okumuşuz, ibret alınacak ne olaylarla karşılaşmışız... Ne çok yakınmışız, ne çok dövünmüşüz yeteneklerimizle erişemediğimiz başarılı sonuçlara... Öğüt verenlerimiz çok oluyor nedense. Örneğin hastalık ortada, "teşhis" tamam. İş "tedavi" de. Hani şu "tedavi çareleri" üzerine de bir kez konuşsak, yazışsak ya... "Devlet baba fakir" deyince tüm akarsular duruyor. Oysa en önemlisi, öğretmenler sorunu günün aktüalitesinde. Gümüşhane'nin Karadere köyündeki Fevzi Gül öğretmen, "deli olacağım" desin, "yetersizlikler yüzünden bazen aklımdan intihar etmek geçiyor" diye Hürriyet'in serbest kürsüsünde yakınsın, gerçekler ortada... "Devlet Baba fakirdir" sözünü etmemize karşı, biz yine de sorunların çoğunun çözümünü O'na bırakmak zorundayız. Buna paralel olarak ordumuzdan, aydın diz adamlarımızdan, üniversite gençliğinden, özel sektörden, çeşitli kuruluşlardan, yardımsever vatandaşlarımızdan ve basından Türkiyemizi çağdaş ulusların uygarlık yörüngelerine yaklaştıracak çabalar bekliyoruz. Bütün bunlar nasıl mı olur? Olur işte... Biz yılmadan bu konulara değineceğiz. Hem de zaman zaman gerçek hikayeleriyle... Örneğin Oğuz Sami Sezen arkadaşımızın bu konulardan birine değinen gerçek hikayesini iç sayfalarımızda bulacaksınız. Yarayı deşeceğiz. "Dost acı söyler" demişler ya Atalarımız, acı söyleyeceğiz, darılmaca yok. GÜNEY
|