|
webhosting |
| HARP HATIRALARIM |
ONLAR İÇİN bu çağında yeryüzünün tiyatro görmeyen gözleri doktor görmeyen otomobil sürmeyen ve onlar için çırpınan toplum kurallarına sırt çevirip birazda bıkkın birazda mutsuz ekmek derdine elleri kara saban
sıtmalı yüzler sarılığıyla omuzlarda adem hocanın muskası sallanan yamalı giysiler üstüne bağdaş kurup ucuz sigaralı çubuğunu tüttüren
çıplak ayaklı kızlar ki dere boyu saf durup kilim yuvarlar garip türküler tutturarak sesleri ormanda kaybolup
bütün olaylardan uzak bütün savaşlardan ve onlar için çırpınanlardan da uzak otomobil gürültülerinden ve nutuklardan... bir ekmek derdine kaptırmış kendini bir de garip türküler
ve gözleri binlerce yıl önceden oysa gözleri ki pırıl pırıl
ve ahmet'le ayşe'ye bağlanan tüm sözleri çok uzaklarda unutulmuşluklarla oysa bütün savaşlar bütün uyanmalar onlara bağlı kalan gözleri buğulu...
Tanju AKERMAN
YÜZBAŞIMIZ ADOLF ve ALMAN MENZİLLERİ Daha önce işaret ettiğim gibi Bölük Kumandanımız Almandı. Fakat bir Türk subayı kadar Türkleri içten gelen bir sevgi ve muhabbetle severdi. Türk üniformasını taşırdı. Topçu sınıfından kıdemli yüzbaşıydı ve makinalı tüfek kısmında mükemmel staj görmüş, atış öğretmenliği yapmıştı. Tam manasiyle olgun bir subaydı. Her Alman subayının cebinde sicil hülasasını andıran cüzdanları vardı. Bizim Yüzbaşı Adolf'un da cüzdanındaki kayıtlara nazaran yakın bir tarihte binbaşı olacağı yazılı idi. Cephe yakınlarında Türk Menzilleri de vardı. Alman kumandanların ellerinde birer çek defteri bulunmaktaydı ve menzillerindeki mevcut yiyecek maddelerinden dilediklerini, diledikleri nisbette aldırmaktaydılar. Bölüğümüz ateş hattından istirahate çekildiğinde Kumandanımız beni yanına çağırarak yazdığı bir çeki uzatırdı. "Bölükeminini Alman Menziline gönder, her zabit ve asker için birer çift peksimet verecekler, alsın getirsin ve tevzi edilsin" emrini verirdi. Buna benzer emirlerle her istirahate çekilişte beşer adet çay şekeri veya başka bir gün yüzer gramlık kutularda çeşitli marmelat getirilerek tevzi edilirdi. Bu suretle yapılan tevziat birlikler arasında ikilik yaratmaktaydı. Hoşnutsuzluk hisseden erlerden bazılarının "Ah ben de şu Almanın bölüğünde asker olsaydım" sözünü işittiğim çok olmuştu. İçerisine konulan yağlar kafi miktarda olmamakla beraber sabahları un çorbası, her subay ve er için seksen dirhem ekmek mühim bir gıda olmamakla beraber öğle ve akşam karavanalarında yüzseksen mevcudumuza sekiz okka et ile karıştırılmış bol miktarda domates ve patlıcanlı türlü ve nadiren bulgur pilavı verilirdi. Ateş hattına girenlere ekmek yerine peksimet ve katık olarak zeytin danesi verilirdi. Gelecek Sayıda: Siperde Son Günlerim
|
|
| Şahap Azmi ÖÇALIR | ||
|
TÜMEN KARARGAHINA DÖNÜŞ Vazifeli askerlerimize yaptıkları zulüm ve işkencenin karşılığı olarak köyleri baştanbaşa yakılmak suretiyle yok edilen melanet yuvası mensubu köy halkı tümen karargahına getirilmiş ve gerekli tahkikat yapılarak ifadeleri alındıktan sonra suçlular ordu kumandanlığına sevkedilmişlerdi. Kurtarılan askerler ve bizler kendi kıtalarımıza, vazifelerimiz başına iade edilmiştik. Kurtarma vazifesi sırasında makineli tüfek bölüğümüz ateş hattındaki nöbete bir daha girmiş ve istirahat için ateş hattından çıkmış bulunuyordu. Bölüğümüzde arkadaşlarıma kavuşarak, ayrılığımızla geçen onbeş gün zarfında hiçbir telefat vermediklerini öğrendiğimden kucaklaşarak öpüşüyor, sevinç gözyaşlarımızla bu mutlu günü tesit ediyorduk. Aldığımız bir telefon emriyle, kurtarma ekibine dahil olanların tümen karargahına gelmeleri bildirildiğinden derhal karargaha gidildi. Oradan bir piyade müfrezesi ve kumandanlık erkanı toplanmışlardı. Tümen kumandanımız makam çadırından çıkarak müfrezeyi ve hazır bulunanları selamladı. Kurtarma ekibine, gösterdikleri mesaiden dolayı teşekkür ettiler. Sonra, keşfe çıkarılacak olanların yapacakları vazifeler hakkında izahat ve direktifler beyan ettiler. Müteakiben Kolordu Kumandanlığının Ordu Kumandanlığı makamından aldığı emir gereğince kurtarma ekibinin kaffesine birer "harp madalyası" ile taltif edildiklerini tebşir ve göğüslerimize birer birer bizzat takarak tebrik ettiler. Sevincimize payan ve göğsümüzde sallanan bu iftihar meşalesiyle kıtalarımıza dönmüştük. Şimdi istirahatteyiz ve çok neşeliyiz. Hatıra defterime bir taraftan kaydederken diğer taraftan geçen günlere ait notlarımı gözden geçiriyorum: Ondört aydan beri burada, çölde, kum deryası ortasındayız. Memleketimden, çok kalabalık olan ailemizden muntazaman mektuplar alıyor ve onları merak ve endişeye sevk etmemek için birkaç satırla cevap veriyorum. Tümen karargahına giderek çok muntazam çalışan sahra postahanesine mektuplarımı kendim teslim ediyorum. Sahra postahanesine gittiğim bir gün, tümen karargahına da uğramıştım. Son yirmidört saat içinde tümen birliklerinden şehit ve yaralı olanların listesini erkanı harbiye kaleminde gözden geçiriyorum. Bunlar arasında dayızadem, ailesinin biricik erkek evladı kıdemli küçük zabit Fuat ile memleketimde hemen kapı komşum aynı rütbeden Alaybeyzade Şeref beylerin şehit düştükleri yazılı idi. Gayri ihtiyari ağladım ve hayli gözyaşı döktüm. Teessürüm Vatan yoluna şehit olmalarından ziyade, hainler diyarında akıtılan Türk kanları içindi.
ÇEKİRGE BULUTLARI Günler, haftalar ve aylar geçiyordu. Gıda maddeleri azlığından istihkaklar kısılmakla beraber hiçbir askerimizde şikayet kelimesi yoktu. Herkes mütevekkil, emredilen görevini kudret ve takatı nisbetinde ifa etmekteydi. Mevsim sonbahardı. Bu çöllerde mevsimin değişimi hiç de belli olmuyordu. Yaz mevsiminin gündüzleri kavurucu sıcaklarına karşılık, geceleri serinlikten kaputsuz durulmuyor ve bardaktan boşanırcasına sık sık yağmurlar iniyor, siperlerimizde oldukça zararlar yapıyordu. Yağmur sularından hasara uğrayan siperlerimiz geceleri tamir ediliyor, nöbetleşe ateş hattına çıkıyorduk. Siperde, ateş hattında bulunduğumuz bir gün, vakit ikindi ile akşam arası idi. Hafif bir rüzgar serin serin esiyordu. Gökyüzünde süratle seyreden bir bulut görüldü. Bulut sandığımız meğerse bulut halinde uçarak ağaçları, bağ ve bahçeleri tahrip eden çekirge sürüleri imiş. Saatlerce uçtular. Bir kısmı yerlere düşmekle beraber milyonlarcası gökyüzünde bulutlar halinde defolup gittiler. Anadolu ve Trakyamızın verimli toprakları, yemyeşil bağ ve bahçelerinde insanlara her an taze bir ruh aşılayan güzellikleri, nehirleri, dereleri ve buzlar gibi sularıyla adım başındaki çeşme ve pınarları karşısında bu çöllerin yakıcı, kavurucu sıcaklarına katılan kum yağmurları ve çekirge bulutları tabiatın yarattığı tezadı teşkil ediyordu. İşte bizler, biz Türk gençleri kanlarımızı ve canlarımızı bu çöllere akıtıyorduk. Fakat kimler için?..
|