|
webhosting |
| 1967 NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜNDE BİR HALK ROMANCISI |
Bize Gelen Kitaplar TÜRKİYE BİZİ DİNLİYOR (x) |
|
|
BİR ROMANCI; MUTLAKA YAŞADIĞI YERLERİN, TEMSİLCİSİ VE GERÇEKLERİ DİLE GETİREN KUVVETLİ BİR TANIĞI OLMALIDIR. ASTURIAS |
Mehmet Kıyat, iyi ve pürüzsüz bir dil ile kaleme aldığı şiirlerini "Türkiye Bizi Dinliyor" adındaki kitabında toplamış. Yeni dil özentisini, durulamış bir dil gibi, zahmetsizce şiire sokmuş. Kitap, daha çok anlamsız şiirlerle dolu. Bu şiirlerde,
Kırlangıç giyimli bir kente indim Fırınlandı öğelerin kırmızı güneşi Çözüldü buzullar
gibi gerçekten güzel mısralar var. Doğu ve açlık üzerine yazdığı şiirlerden Mehmet Kıyat'ın toplumcu bir şair olduğunu anlıyoruz. Sanatçının şiir anlayışını yine kendi dilinden dinleyelim:
Kuşları yürüyüşe çağıran Kimse götüremez sabahın sesini Ve şiirin ağzını Benim gibi öpemez kimse
Mehmet Kıyat, bu güzel kıtasıyla nasıl şiirin ağzını öpüyorsa, izin verin biz de şiirden payımızı almak için şairimizi öpelim. (x) Türkiye Bizi Dinliyor, Mehmet Kıyat, 1967 Kendi Yayını
PATRONA HALİL (xx) Şimdiye kadar bir çok kıymetli kitaplar yayınlamış olan Koçu Yayınevi, bu sefer de Reşat Ekrem Koçu'nun "Devlet Gücünü Zedelemiş Bir Serserinin Romanlaştırılmış Hayatı" olan PATRONA HALİL kitabını yayınlamış. Bu kitapta, usta yazar ve değerli tarihçimiz Reşat Ekrem Koçu, engin tarih bilgisi yanında okuduğunu iyi anlayan, anladığını çok iyi anlatan kendine has üslubu ile Osmanlı Tarihinde "Lale Devri" diye anılan bu dinlenme ve uyanış çağını çok güzel anlatmaktadır. Yazar, Patrona Halil İsyanı'nın nedenlerini edebi bir kişilikle romanlaştırmış, bir çok tarihi gerçekleri ve olayları titizlikle işlemiş. Olaylar ve tipler o kadar yerli yerinde ki, okurken insan kendini Lale Devri'nde buluyor. Lale Devrini, Osmanlı İmparatorluğunun zevki sefa devri olarak gösterenlere karşı ünlü yazar Koçu, tarihi bir gerçeği bakın nasıl dile getiriyor: "Lale Devri, felaketli harplerden ve azametli toprak kayıplarından sonra büyük bir vezirin himmetiyle büyük bir kalkınma devrinin adıdır; tabaka tabaka bütün toplum hayatında güler yüzlü, ümitli ve neşeli bir kalkınma devri." "Lale Devrini kendinen evvel ve sonraki zamanlardan ayıran hususiyet, bu devirde dünya nimetlerinin ve zevkü safanın en aşağı tabakalara varıncaya tadılmış olmasıdır." Bu devrin islahatçı veziri Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'ya yapılan akla gelmedik kötülükler insanın gözlerini yaşartıyor. Tarihimizin ibret dolu bir sahnesini teşkil eden "Patrona Halil" isyanını anlatan bu kitabı okuyucularımıza ve senaryo yazarlarımıza salık veririz. (xx) Patrona Halil, Koçu Yayınları İst. 1967.
|
|
|
19 Ekim 1899 günü Guatemala'nın Ciudad kasabasında doğan MIGUEL ANGEL ASTURIAS aynı ülkenin San Carlos Üniversitesinde başarılı bir hukuk öğrenimini yaptıktan sonra "Hintlilerin Sosyal Problemleri" konulu güçlü teziyle 1923 yılında devlet hukuk sınavını verdi. Bir süre sonra Paris'te Prof. Georges Reynand yönetiminde Orta Amerika din ve kültürünü araştıran Asturias, ilk yapıtını "Amerika Yerlilerinin Din ve Mitolojileri (1923-1926)" adıyla verdi. Bilimsel değeri bir yana Asturias'ın bundan sonraki yapıtlarının ve anlatım tekniğinin temelini bu araştırmasında buluyoruz. Bu büyük folklor araştırması onun yapıtlarındaki dil ve hayatı belirlemede kullandığı gereci ortaya koyuyor. Asturias'ın yaşamının ve yazarlığının bir yanı kendi halkının iki büyük kaynağa dayanan kültürü (İspanyol - Maya) ise öbüründe, yurdunun dış sömürücülere ve yerli satılmış politikacılara açtığı savaştır. Ülkesinin sorunlarını, özgürlük savaşını, kültürünün derinliğini tüm evrene yayan romanlarıyla dünya edebiyatının önde gelen bir kaç romancısı arasında yer almayı başarmıştır. Sanatını, kişisel yurtsever düşüncelerinin ve kendi halkının bir savunma aracı olarak kullanmıştır. Romancının yapıtlarında birbirine bağlı iki yön açıkça görülmektedir. Yurdunun sosyal-politik sorunlarına bağlı oluşu, kökünü halk sanatının gür kaynaklarından alan güçlü sanat çabası. Onun bütün yapıtlarında bu bilimsel derlemelere, halk kültürünü derinden tanımaya dayanan bir öz bulmak mümkündür.
SAYIN BAŞKAN "Guatemala Efsaneleri" (1930) adlı ilk yapıtı ile edebiyat dünyasının dikkatini çeken Asturias, Fransa'daki ilk sürgünlüğü sırasında, ülkesindeki diktatör Estrada Caberra'yı taşlayan bir roman yazdı (Sayın Başkan, 1946). Bu çıkışı onun sesini evrene duyurması için yeterli oldu. "Sayın Başkan" için Asturias: "Tüm ülkelerde benzeri görülen, tüm ülkeler için geçerli olan bir diktatör resmi" diyor. Derinlere işleyen bir gözlem gücü ve canlı bir anlatımla kitabında, ülkesinin yaşama koşullarını, polis yönetiminin soluk aldırmayan baskısı altında yaşayan insanların sıkıntı ve dertlerini yansıtıyor. Yapıtta işlenen temel duygu korkudur. Çevreler ve kişiler keskin çizgilerle, İspanyol gerçekçi romanının büyük ustası B. Perez Caldos'un yaptığı gibi belirmektedir. Sayın Başkan, salt İspanyolca konuşulan ülkelerde değil Fransa'da da okundu. 1952 yılında Fransa'da "Uluslararası Roman Armağanı"nı alışı yazarına ve yapıtına evren dillerinin de kapılarını açtı. Asturias, tüm yapıtlarında emperyalizm ve Amerika'nın konularını işlemiş olmasına rağmen NOBEL ödülünü kazanması, yine en çok Amerikan dergi ve gazetelerinde büyük etkiler yaratmıştır. "New York Herald Tribune" birinci sayfasında Asturias için "Halkı temsil eden bir romancı" diye söz etmektedir. 19 Ekim 1967 günü 68. doğum gününü kutlarken, NOBEL ödülünü kazanan sanatçı: "Ben hükümetimin temsilcisi olan bir diplomatım. Bana değil, Guatemala gibi küçük bir ülkeye böyle bir ödül verilmesinden sevinçliyim." demektedir. Eşi ise kendisini, "Ruhu ile varlığı gerçek bir ihtilalci" olarak nitelendirmektedir. Geçmişte kitapları Guatemala'da yakılan Asturias, ilk tebrik telgrafını, şimdi Guatemala lideri Julio Mendez Montenegro'dan almıştır.
ROMANCININ ÖBÜR YAPITLARI Guatemala Efsaneleri, Mısır Adamları, Kasırga, Yeşil Papa, Guatemala'da Tatil, Ölülerin Gözbebekleri ve Bir Melez Kadın'dır. Demir ÖZGEN
DAĞ KÖYÜNDE YAŞAYANLAR
Bir dağ köyünde doğdular Ayşe, Kezban ve Ali Yarına umutla bakıp Yaşamak denirse hallerine Yaşamağa çalıştılar. O meşum gece Yer yerinden oynadı Enkaz altında kalıp Yine dağ köyünde öldüler. Gazeteler onları o zaman hatırladı Felaketzedeler deyip İlk sayfalarına Resimlerini bastılar Dağ köyünde yaşayanlar İnsan olduklarını O zaman anladılar.
Esat POLAT
|