webhosting   Cheap Reseller Hosting   links    free hosting by fateback   hosting reseller   100WebSpace offers 100MB Web Space 
Free Links
Free Image Hosting, Web Hosting, Architectural Projects in Bulgaria, Famous People & Celebrity Search, Web Page Hosting

Çocuk Eğitimi

OYUN VE OYUNCAĞIN ÇOCUK EĞİTİMİNDEKİ ÖNEMİ

 

Kısa - Kısa

ELEŞTİRMELER ÜZERİNE

     Kenan AKANSU

Şükrü Enis REGÜ

Oyun, çocuğu hayata hazırlayan önemli bir faktördür. Oyuncağı olmamasından veya oyuncağın uygunsuzluğundan dolayı oyundan yoksun kalmış çocuklar büyüdüklerinde çoğunlukla hayatta işlerine intibak edemeyenler arasındadırlar.

Çocukları için okul çağı geldiğinde her fedakarlığa katlanan ana, babalar, okul çağına gelmeden önce onlarla çok az ilgilenirler. Oysa ki, oyun çocuk hayatının aynasıdır. Çocuklar, sevdikleri oyun türleri sayesinde bizlere kabiliyetleri, istekleri, korku ve sevgileri hakkında bir fikir verebilirler.

Oyuncak konusunda göz önünde bulundurulması gerekli nokta, çocuğa uygun oyuncağı seçebilmektir. 4-5 yaşına varmış nice varlıklı ailelerin çocukları vardır ki odaları çeşitli oyuncaklarla dolu olduğu halde bunlara karşı hiçbir ilgi göstermez. Yavruya biraz hamur, yahut müsait bir havada temiz topraktan yapılmış çamur yığıncığı verilse, kendisine dünyalar verilmiş kadar memnun olacaktır. Çamur, kum, kil v.b. doğal unsurlar olduklarından çocukta daha çekici ilgi uyandırmaktadır. Hatırlanması gereken bir nokta daha var. O da, insanlardaki temizlik hissinin, kirlenmiş oldukları zaman meydana çıkan bir duygu olmasıdır. Bu nedenledir ki çocuk, önce elini, yüzünü, üstünü, başını kirletecek, sonra da temizlenmek ihtiyacını hissetmek için çamur, kum, kil, toprakla oynamak isteğini duyacaktır.

Çocuk, ilk yılını ellemek, elleriyle her önüne gelen nesneyi büyük bir merak ve ilgiyle anlamaya çalışmak çabası içinde geçirir. 3-4 yaşındaki çocuklar, -yukarıda belirttiğimiz şekilde- toprak, çamur, kil gibi doğal unsurlarla oynamayı severler. Çocuğun bu şekilde oynamasına, fazla tolerans gösterilmemek şartıyla izin vermekte bir sakınca yoktur.

Çocuklar, 4. yaştan okul çağına kadar daha çok hayalle meşguldürler. Bu yaştaki çocuklar güçlü bir muhayyeleye sahiptirler. Oyuncaklarına ve davranışlarına bir anlam vermek merak ve hevesindedirler. Bir süpürge sopasını, bir bastonu bacakları arasından geçirip, at, uçak, arabaya benzetmeleri, sandalyeden tren, otomobil, kabaktan vapur, motor yapmaları gibi... Çocukları kendilerine özgü bu tatlı hayal evreninde başbaşa bırakmak yanlış bir davranış değildir.

Çocuk eğitiminde önemle göz önünde tutulması gerekli bir nokta da çocuğun körpe dimağında korku ve nefret hissini uyandırmamaktır. Çocuğun, ana-babaya karşı besleyeceği duygunun esas temeli hiç bir şekilde korku değil, sevgi olmalıdır. Ne şart altında olursa olsun, çocuğu şu veya bu şekilde korkutmak yanlıştır. Bu tip davranışlar arasında olan dayak, bir eğitim aracı olmaktan çok uzaktır ve çocukta sadece korku ve nefret hissini kamçılar. Çocuğu doğru yola yöneltecek, ona sevgi duygusunu aşılayabilecek olan; ana-babanın biraz olsun çocuk psikolojisine yakınlık duymaları ve dolayısıyla çocuğun sağduyusuna, anlayışına hitap edebilmesiyle mümkün olabilir. Yani çocuğun körpe vücudunda dayağın bırakacağı izler, yerini daima ve daima körpe dimağında güzel söz ve güler yüze bırakmalıdır. Bu da çocuğun eğitimine titizlik gösteren her sabırlı ana-babanın yapabileceği yegane gerekli iştir.

Okul çağına varan 7 yaşındaki çocukların oyun hakkındaki düşünceleri gelişmiş olup, çoğunlukla yapıcı bir niteliktedir. Resim yapmak, marangozluk, havuz kazmak, toprakla, kille ev yapmak, tünel açmak ve benzeri isteklerinin önüne geçilmemelidir. Aksi halde çocuktaki gelişme halinde olan teşebbüs isteği baltalanmış olur.

Çocuklarımıza, oyun hususunda yardımı esirgememeliyiz. Daha önce de belirttiğimiz gibi çocuklara verilecek oyuncakların, onların yaşlarına uygun ve ilgilerini çekecek şekilde seçilmiş olmalarıdır. Oyuncağın her türüne cömertçe para harcamakla ereğe varılacağını sanmak çok yanlış atılmış bir adımdır. Kısaca formüle edelim: Mesele parada değil, oyuncakların çocuğun ilgisini çekecek nitelikte olmasındadır. Önem taşıyan ikinci bir nokta da çocukları daracık, onlara sıkıntı verecek yerlerde oynatmaktan kaçınmalıdır. İmkan oranında, çocukların ferah ve bol güneşli oda, bahçe veya parklarda oynamalarını sağlamak; sağlık ve iştahlarını artıran sağlam bir faktördür. Ayrıca oyun arkadaşlığında çocukların yaşıt olmalarına dikkat edilmelidir. İlginin yaşla değiştiğini unutmamalıyız. Çocuk oynarken oyununa karışmak doğru olmaz. Oyun anında çocuk, yaşadığı evrenin tek ve mutlak hakimi ve amiri olmak ister.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, okul çağına gelinceye kadar oyundan doğal şekilde kıvanç duymaya başlayan çocukların ana-babaları; yavrularının hayata iyi başladıklarından emin olabilirler.

 

Bazı kişiler vardır, okudukları bir şiir, öykü, gördükleri bir resim ve heykel karşısında hemen iyi kötü diye kesin yargılara varırlar. Oysa bu çok hatalıdır. Bir sanat eserini anlamak, onun üzerinde birşeyler söylemek sanıldığı gibi pek kolay değildir.

Ben bir şiiri, bir öyküyü okurken alıştığım havayı içimde hazırlanmış olarak bulamayınca, o yapıt için bir yargıya bağlanmaktan çekinirim. Örneğin Dağlarca'dan şimdiye kadar elde ettiğim izlenimleri, günün her türlü yorgunluğunu şöyle bir yana bırakarak, kendi iç dünyamda yeniden canlandırmadıkça Dağlarca'dan bir parça okumaktan kaçınırım.

Bir dostu, bir sevgiliyi onların atmosferiyle dolu olarak ziyaret etmenin gerektiğine inanıyorum. Pek olağan birşey değil mi, insanın yirmidört saatlik yaşantısında bile çevrenin etki ve tepkilerine karşı çeşitli davranışları vardır. Saati vardır. İyimserdir, dünyayı tozpembe görür. Saati vardır, kötümserdir, hiçbir şey zevk vermez ona. Bazen yeryüzünü kendine dar gören bir kahraman, bazen adamsendecidir. Bazen ezgin, bazen gergindir. Bu anlardan birini ötekine çevirmeyi sanat eserlerinden mi bekleyelim, yoksa bu anlara uygun eserleri biz mi arayıp bulalım? Ben yerine göre her ikisinin de gerektiğine inanıyorum.

Ne yalan söyleyeyim, bir müzeyi, bir resim galerisini birkaç dakika içinde gezip görmekten hiçbir şey anlayamıyorum. Bir sanat eserini duyup anlamak için üzerinde biraz durmalıyım. Okuduğum şiirin, gördüğüm resmin bende uyandırdığı izlenimleri anlatabilmek için onlarla yüzyüze gelmeliyim.

Sanat eserleri üzerinde gelişigüzel yargılara vardıkları için gazete ve dergilerde gördüğüm bazı eleştiri yazılarına, bu nedenlerle güvenemiyorum bir türlü.

 


SANATÇININ KADERİ

 

Zaman zaman gazete ve dergilerimiz bizde sanatçıya değer verilmemesinden yakınırlar. Bir güreşçi, bir futbolcu, bir sinema yıldızı bir başarı kazandığı vakit el üstünde taşınır, günlerce gazetelerde, radyolarda ondan söz edilir de bir sanatçı dünya ölçüsünde bir başarı elde edince fazla ilgi toplamaz. Örneğin bir güldürü yazarımız, iki yıl üst üste uluslararası güldürü öyküleri yarışmasında birinci gelir, İdil Biret Paris'te ve Moskova'da yapılan piyano yarışmasında birinciliği kazanır, Suna Kan ve Ayşegül bilmem nerede büyük zaferler elde ederler. Dünya basını ve radyoları onları öve öve bitiremez. Bizde ise çıt yok. Gazetelerin arka sayfalarında küçük puntolarla üç, beş satırlık bir haber, o kadar! Çünkü sanatçılarımızın başarıları, halkın gözünde futbolcularınki kadar büyük ve önemli değildir.

Geçen gün sanat dergilerinin birinde bu konu ele alınmış. Yazar sanata ve sanatçılara gösterilen ilgisizlikten acı acı yakınarak: "Acaba başka ülkelerde de durum bizdeki gibi midir? Bir sanatçının gelişi güzel bir şarkıcı, bir sporcu ve sinema yıldızı kadar itibarı yok mudur toplum içinde?" diye soruyor.

Elbette aydını çok ileri batı ülkelerinde sanatçı bizdekinden daha fazla itibar görmektedir. Ama şu da bir gerçek ki, bütün dünyada hafif şeyler, sporcu, şarkıcı, sinema yıldızı geniş halk topluluklarını daha çok ilgilendiriyor. Bu alanda yapılan çeşitli yarışmalar, bol ve zengin yayınlar bunun doğruluğunu açıkça göstermiyor mu?

Ama unutmamalıdır ki, kültür seviyesinin yükselmesinde bugün sanatçı geçen yüzyıllardan daha fazla sevgi ve saygı görmeye başlamıştır.

 

Şükrü Enis REGÜ